Ana Sayfa   ||   Yayınlar   ||   Tozlu Defter   ||   CV   ||   İletişim   
 

 
 


Zamansız

bu şehirden dün gece
kırmızı kanatlı balıklar uçtu
bir gemi kaldırımın kıyısından düştü
bu sabah sesine uyandım
sen oradaydın
orası sendin
ne güzeldin bir bilsen
ne güzeldin
ama ben yattığım yerden
açık pencerenin orta yerinden
göz kamaştıran tenine
uzanamadım



Amnezi

sahtekar sözcüklerle dilenirken dil
belleğin en amnezik haline bile
-miş gibi düşüyor
bir sözcük, hayali bir emir
sil


Saatler

saatlerle oynuyor birileri
korkarak yaşayalım diye
istiyor ki
avlayamayan kartallar gibi
ölelim kıvranarak

saatlerle oynuyor birileri
sevdiğimizin yüzü buz kessin diye
istiyor ki
her gece başka kabuslara uyanalım
belleğimiz boğazı kesik bulunsun unutulmuş bir yerde
onuru ve insan oluşumuzu yalnızca kitaplardan okuyalım artık

saatlerle oynuyor birileri
umudumuz tükensin diye
istiyor ki
başka bir şehre kaçışımız bile
aşağılık bir zafer olsun

saatlerle oynuyor birileri
katlanamadığımız zaman hiç bitmesin diye
 

Esrarımdır
bir depremin sonrası gibi
veya işgali yoksul bir ülkenin
biraz sessizce
ve titremenin çığlığıyla tutuklu

kalem bir şey söylesin diye bekliyorum saatlerdir
bir yağmur başlasın hiç olmazsa
atlasları değiştiren bir tufan olsun
kentler dağlardan yuvarlansın
varamadığım her okyanus bir kez olsun
uzatsın ellerini

gözlerim görmüyor üç gündür
derimin altında her an patlayabilir bir damar
ve boğazımdan taşabilir kan
artık ruhumu kovuyorum kendimden

kaç kendini kurtar!
kaç kendini kurtar!

bana ait ne varsa yorgun bir kervan oluyor
leş kargalarının bedenimi çekiştirmesi için
vakit darmaduman
ne çok erken ne çok geç

sonumun esrarıdır
 

HANGİ İKİ YAKANIN KÖPRÜSÜDÜR... BİLİNMEZ...


Yalnız

ölüm isyan edilesi bir tanrıya dönüşürken
kan gölü ve sessizlik içinde
uyanıyor azrailler
sabahın diriliğine gülerek

yaşamak ve ölmek soruları
bir ada / gidişin ve kalışın ortasında
kim bilir belki o da batar
dayanamayıp yakasındaki hüznün ağırlığına


Sihirli Ayna

günlerdir aynasındayım sessizliğin
sesim çarpıp duruyor sahile
deniz fenerleri kadar yalnız
yıldızlar kadar uzak

nicedir hem de nicedir
karıştırır olmuşum sözcükleri
sihirli aynalar dehlizinde: gerçek
ya duru bir beden
ya da bir yansıma artık
   bir küçülen
   bir büyüyen
   bir kısalan
   bir uzayan

sesimi incilere hapseden bu deniz
belki yeni bir yaşamın kapısıdır
belki bir girdabın anası
   alıp götüren
   alıp öldüren
belki de yalnızca bir şarkı
yalnız-ca mırıldanıp durduğum
 

Hezeyan
gece ıssızlanıyor giderek
uzun bir yolculuk başlıyor,
mitolojik bir tanrı gibi düşünüyorum
suskunluğumu
bin yıllardır anlatılan bir öyküde
hiç anlatmadan, öylece duruşumu

ve nasıl oluyor bilmem
bronz bir heykel gibi batıyor pusulasız huzurum
alevler içinde sorular denizine   

ben ahtapotum diyorum
sarılsam can verir
kavrasam duyumsarım kayaların içindeki dünyayı

ve kollarımı köpekbalıklarına veriyorum
         dünyasız kalışımı kanlı bir senaryoya dönüştürüp
                                             akıntıya kapılırken

düşünüyorum da
hileli bir terazi yaşama uğraşı
liman ol ya da tekne diye buyuruyor
deniz çalkalandıkça gözlerimde tuz birikiyor

kasırga sürgünleri için ağlama duvarı
limanlar
yaşamların çarpıp durduğu
çarpıp
durduğu

ve tekneler ağır yüküyle
defnedilecekler açıklara
tıpkı mendirek hezeyanları gibi
pırıltılı yalnızlıklara açtığında güneş
 

SON SÖZLERE METHİYEDİR...


 

 


Nerede miyim?

sokaklara yağıyor bugün deniz
gökyüzüne yakamozlar düşüyor

eski bir an şimdi tende yüzen ateş
zaman kırıntılarından bir mozaik sanki

hatırlayanlar orada kaldı
ben balıkların sustuğu yerdeyim...
 

BALIKLARIN SUSTUĞU YERE GİDER...
 

Yitik kavim
artık dönemeyiz o şehre ve o zamana
beynimizin kıvrımlarına sinmiş
iki yitikler efsanesine
mektuplar kısaldı zaten
ve soyumuz tükensin diye
kendi mezarını kazdı unuttuğumuz kelimeler

rüya ve kabus
hain bir ittifak şimdi
çoktandır sürgünüz yurtsuzluğumuzdan
kendi düşümüzde ölmenin bile
adı ütopya

sevdiklerinizin yanında ölün!

böyle buyurdu tellal
ve ne büyük bir lütuftu bu
büyük bayramın arifesiydi sanki
     yüzlerimizi bir pazar yerinde değiştirdik
     ruhlarımızı tefecilere sattık
     aynaları kırdık
     ve kirlenmemiş bir duvar aradık yaslanacak
     her gece birer birer silindi adımız kayıtlardan
     şüphemiz bile alındı elimizden
kirli bir eziyetmiş oysa
sevdiklerimizi hiçbir zaman göremedik

aramayın!
tarih yazmaz bizi


Hikaye
bu aşk yağmalanır her gece
düşmüş bir kale gibi
dolunayda ve zemheride

ıssız bir gölge gibi ardımızda / bilirim
ve aramızda keskin bir göz gibi
dudak büküşü çığ olur
çığlık olur
oysa nasıl da küçük adımları

işte o vakitler
tam da o vakitler işte
kalbimizin gel giti andırır sızısı
bir varmış bir yokmuş
hepsi bu

DUYULMADIK SÖZÜN SANCISI...
 

Yok-ol
teslim oluyor kırmızı
gülün öldüğü sabahta
can veren bedenin çaresiz titreyişi
ya da kıpırdanışı ağlamak üzere bir dudağın
koca bir duvar gibi yıkılıyor üstüne yaşamak
bir ölümü gizlemek istercesine

yaşatmak için ölünüyor kimi zaman
ve susmak
kendi sesinde intihar mı? 

bir çocuğun sesi duyuluyor uzaklardan
düşüyor!
düşüyor!

bir ses var havada artık  
sahibi bilinmiyor…
 

Düş
kristal geceler düşüyor masama
hepsi avucumda kırıyor boynunu
gelgit oluyorum kan denizinde
alev görkeminde adalarda kalıyor sesim -kimseler almasın-
göğsünde bir sabah düşlüyorum

sen deniz kuşlarına şarkılar vermiştin
aynı kıyılara vuruyorum o günden beri
keskin bir kurgu gibisin, kaçamıyor itirafım
o balina bendim diyorum küçük teknelere
sahile vuran o cansız beden
gözkapaklarına giren kendi gözlerinin

geçti gitti bunlar
kötü bir rüyaydı demek geliyor içimden
olmuyor
göğsünde bir sabah düşlüyorum

 

Sana rağmen
nasıl başlamıştı ve sürüyordu
hatırlamıyorum
ama bitişler sessiz ve kimliksizce
trenlere asılı gittiler
kimselerin haberi yoktu
ve uyandırılmak istemiyordu kentler

kovulmak değildi
uzun bir öykü müydü yalnız yazılan
yaşanıp atılmış bir şiir müsveddesi mi
ne olursa olsun
zambaklara gelen bahar gibiydi

unut diyordun sen
dinlemedim
bölüşülmeye hazırladım kendimi
savrulmaya
biliyorum soluğu gri havalarla gelecek kış
ve sen bir damla asitle arınırken izlerimden
yüzüm elbise dolabının kuytusunda kalacak
kendine kovulmuştur o
yaşama verilmiş sözü yok

şimdi, mektuplarımı yak gülerek
bir aşkı ve ellerimi hapsettiğin çekmecede
şiirlerim saçı okşanası çocuklar değil artık
huzurunla sil günahlarımızı
bizi bir geçmişte yok et

ben sevdim diyorum
yıldızlar arasında adımlarım
akıntıya çekilmiş kürekler kadar yol alırken
gürül gürül bir nehre bırakılmış mutluluk gibi
sevdim

oysa şimdi tek ayaklı bir korsanın ellerinde yaralı sevdam
ve iki yarım bir bütün edemiyor hala
ama ne önemi var
seni sana rağmen seviyorum


 



 

 
Ana Sayfa   ||   Yayınlar   ||   Tozlu Defter   ||   CV   ||   İletişim